Etkileyici ve sağlıklı saç bakımı için yapmanız gerekenler
1. Çok kuru saçlar
Şampuanı sadece ellerinizle, ıslak saçın diplerine dağıtın ve hafifçe yedirin. Durularken incelerek saçın içinden akacak olan şampuan, saçları temizlemek için yeterlidir. Böylece saçlarınızın biraz daha kurumasını önlemiş olursunuz.
2. Normal saçlar
Şampuanı dairesel hareketlerle saça yedirin, hemen ardından iyice durulayın. Eğer başınızda şampuan artığı kalırsa, saçlarınız matlaşır ve kurur. Kural şu: Şampuanlamak için harcadığınız sürenin üç misli süreyi durulamak için kullanın. Saçlarınızın durulandıktan sonra gıcırdar gibi olması gerekiyor.
3. İkisi bir arada
Bu ürünler hem yıkar hem de bakım yapar. Pratiktir ama her gün kullanılmaya uygun değillerdir. Çünkü bu ürünlerin çoğunda silikon yağı vardır. Önce saçları yumuşak yaparlar. Fakat uzun vadede saç tellerinin yüzeyinde birikerek, saçı ağırlaştırabilirler. Haftada sadece 1 kez kullanın.
4. Ilık su ile durulayın
Kaşmir kazağınızı sıcak suyla tıkayamazsınız. Saçlarımız da aynı derecede hassas olduklarından, çok sıcak suyu sevmezler. Ilık su, saçların zarar görmemesi için idealdir. Hatta başarabilenler, saçlarını soğuk su ile yıkamalıdır. Soğuk su, saçlara mükemmel bir parlaklık verir.
5. En iyi fön stratejisi
Saçları yıkadıktan sonra dikkatle ayırın. Isıtılmış bir havluyla önden kurutun. Fön makinesini en düşük ayara getirip, saçları çok fazla karıştırmadan tam kuruyana kadar fönleyin: sonra fönü daha yüksek ısıya getirip, yuvarlak bir fırçayla şekillendirme işine girişin. Fön makinesini saçınızdan en az 15 santim uzak tutun.
6. Nazik olun
Islak saçlar, hafifçe şişmişlerdir. Dolayısıyla çabuk kırılabilirler. Taramak için ayrık dişli, mümkünse kauçuk veya ahşaptan, el yapımı bir tarak kullanın (Cinsi üstünde yazar. ) Ucuz plastik tarakları tercih etmeyin.
7. Çok mu streslisiniz?
Saçlarınızı yıkarken başınıza masaj yaparsanız, mutluluk hormonlarınızı aktive edersiniz. Parmak uçları ile daireler çizerek, şakaklardan saç diplerine doğru masaj yapın. Oradan tekrar kulaklara doğru inin. Sonra ensenize doğru devam edin. Bunları yaparken derin derin nefes alıp verin.
8. Ön yargıları unutun
Yağlı saçların her gün yıkandıkları zaman daha çabuk yağlandıklarıyla ilgili masalları unutun. Eğer kendinizi daha bakımlı hissedecekseniz, her gün duş alabilirsiniz. Önemli olan, yumuşak bir şampuan kullanmanız. Şampuanı saçınızda bekletmeyin ve hemen yıkayın. İnce mi yoksa asi mi? Kürleri en etkin nasıl kullanacaksınız?
9. Saç kremi
Kremi özellikle saçın aşağı sarkan kısımlarına ve uçlarına sürün. Saç diplerindeki ilk 3 santime gelmemesini sağlayın. Diplerde çıkan yeni saçların ek bir bakınma ihtiyacı yoktur.
10. Çok ince saçlar
İnce telli saçlar, yağlı ürünleri kaldıramazlar. En iyisi, nemli (veya kuru) saçlara nemlendirici sprey sıkmaktır. Sprey, statik elektrik oluşmasını ve saç tellerinin ‘uçuşmasını� engeller.
11. Tatilde bakım
Tatildeyken saçlarınız şekle girmiyorsa, bu durum bulunduğunuz yerdeki suyun içerdiği mineral oranından kaynaklanıyor olabilir. Çözüm için saçlarınızı yıkadıktan sonra içme suyu ile durulayın.
12. Koruma ve tamir:
Omega-6 yap asitleri gibi lipit ve seramit içeren ürünler, saçların kırılmasını önler. Çünkü bu maddeler, saç lifleri içindeki çatlakları doldururlar ve fönden gelen sıcağa karşı korurlar.
Saç kürleri yumuşacık yapar. Ama hangisini kullanmalı?
13. İnce telli saçlara kür uygulamak
Yoğun kür, ince telli saçları aşırı derecede yorabilir. Fakat yine de ara sıra böyle ekstra bir bakım uygulayabilirsiniz. Çözümü: Kürü saça, yıkamadan önce yedirin ve 10 dakika beklettikten sonra bildiğiniz şekilde saçlarınızı şampuanlayın.
14. Saç maskeleri
Maskeler, özellikle sıcak ortamlarda saça daha iyi nüfuz ederler. En ideali, kür maskesini, havluyla nemini aldığınız saçınıza, ince demetler halinde sürerek yedirin. Sonra saçınızı sıcak fönle ısıtın ve başınızı alüminyum bir folyoyla sarın, üstüne de ısıtılmış bir havlu dolayın. En az yarım saat etki etmesini bekleyin. Çok etkili bir başka yöntem de, buharlı ortamda saç maskesi uygulamaktır (yine aynı şekilde havlu altında)
15. Sarı, kızıl ya da kahve
Boyanın ömrünü özel bakım ürünleriyle uzatabilirsiniz. Yıkama sırasında, bakım kürlerinde ya da şekillendirici ürünlerde bulunan maddeler sayesinde saçlardaki renk pigmentleri tazelenir.
16. Çabuk kür uygulamak için
Saçınız uzunsa ve kürler çok vakit alıyorsa, artık dert değil! İnci proteini içeren çabuk kürleri uyguladığınızda saçınızı yıkamanıza gerek yok. Saçlarınızı ipek gibi parlak yapıyor.
17. Doğuştan güçlü ve kalın telli saçlar
Bu tip saçlar şekil aldıklarında adeta rüya gibidir. Fakat şekil almak istemezler ve asidirler. Doğru stratejiyle onları hükmünüz altına alabilirsiniz: a) Her gün yıkamayın, hatada 1-2 kez yıkamak yeterli. b) Her yıkamadan sonra saç kremini sürün ve her dört yıkamada bir maske uygulayın. Doğru yöntemleri bilenler kötü saç günü yaşamazlar
18. Vaks nasıl kullanılır?
Genellikle fönle şekil verilen katlı kesim, sürülen vaks yüzünden gene sarkmaya başlar. İste bu yağ krizine karşı bir yöntem var: Önce saçınıza sprey sıkın, biraz kurumasını bekleyin, sonra uçlara vaks sürün. Mükemmel olacak.
19. Çok fazla jöle kaçırdıysanız
Eğer saçlarınızı çok fazla jölelediyseniz ve taradıysanız, saçlarınız yağlı gözükebilir. Bunu önlemek için ürünü kabında (ya da tüpünde) önce fönle kısa bir süre ısıtın. Ürün daha iyi dağılacağından dolayı otomatik olarak dozu fazla kaçırmanızı da önlemiş olursunuz.
20. Saç spreyi ve parlatıcı
Havalandırıcı etki yaratmak için spreyi yukarıdan aşağıya doğru sıkmayın. Yoksa saçlarınızın üstünde ağırlık oluşur ve saçlarınız düzleşir. Onun yerine, saçları bukle bukle elinizle biraz yukarı kaldırın ve spreyi alttan yukarı olarak püskürtün. Uzun saçlarda: Başı geriye atın ve sprey bulutu aşağı doğru düşerken, saçlarınızı hafifçe silkeleyin. Hacim vermek için ideal yardımcılar fön, fırça ve köpüktür
21. Zamanlama sorununuz varsa:
Örneğin, sabah sabah 06:30�da uçağınız kalkacaksa, saçlarınıza akşamdan uygulayacağınız doğru bir şekillendirme ile zaman kazanabilirsiniz.saçlarınızı yıkayın ve yuvarlak fırçayla kabartarak fön çekin. Biraz saç spreyi sıkın. Yatmadan önce yarım saat bekleyin. Ertesi sabah hafifçe tarayın.
22. Saçınızı yıkamadan yattınız
Eğer sabah da saçınızı yıkayacak vaktiniz yoksa ve saçınızın yıkanması gerekiyorsa, saçlarınızın diplerine transparan pudra sürün ve iyice fırçalayın. Ayrıca buklelerinizi de nemlendirici sprey veya köpükle canlandırırsanız, saçlarınız tertemiz görünür.
23. Güçsüz kalmış kuru saçlar
İçinde alkol barındıran ve bu yüzden saçı iyice kurutan jöle köpük gibi ürünlerden vazgeçerseniz; bunların yerine yumuşak ürünleri kullanırsanız saçlarınız çabucak eski haline kavuşur.
24. Sabah hiç vaktiniz yoksa
Bir gün önceden sürdüğünüz saç jölesini ıslak ellerinizle yeniden aktif hale getirebilirsiniz. Ama saçlarınızı uzama yönünün aksine doğru parmaklarınızla taramalısınız.
25. Uzun saçlara ellerinizle köpük sürmeyin
Eğer saçlarınıza ellerinizle köpük sürerseniz, eşit dağılım olmayabilir. Bunu yerine bunu yerine geniş bir tarağa saç köpüğünü sıkın ve saçlarınızı diplerden ortaya kadar güzelce tarayın. Böylece köpüğü saçınıza eşit dağıtmış olursunuz.
28. Saç diplerinizin daha dik olmasını istiyorsanız
Uzun saçlarınızı üst kısımlarda kısmet krapeyle kabartıp, sprey sıkabilirsiniz. Böylece saçlarınız kabarık durur. Kısa saçları, üstten birkaç bukle ile ayırıp yandan klips tokalarla tutturun, yumuşak bir şekillendirici sürün ve fönleyin. Son olarak saçlarınıza sprey sıkın ve parmaklarınızla şekil verin
Tüm yönleriyle saç boyama… saç bakımı
[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]
Kimyasal boyalar mı yoksa doğal boyalar mı, hangisini seçmeli? Saç rengini değiştirmek, beyazları gizlemek veya sadece bir ışıltı yaratmak için… En uygun saç boyası nasıl seçilir? Hangi metoda öncelik tanınmalı? Saç sağlığına zarar vermeden nasıl kullanmak lazım? Güzel günlerin şerefine saçlarınıza eğlence katın!
Kına çok popülerdir. Kınanın avantajı çivit, papatya gibi diğer doğal boyaların saç sağlığına verebileceği tehlikelerin hiçbirini bulundurmamasıdır. Kına en fazla tanınan doğal saç boyasıdır.
Hem saç boyası hem de dövme yapımında kullanılan kına; Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Hindistan’da yetiştirilen bir bitkiden elde edilir. Bu bitkiden elde edilen renkler sarıdan kırmızıya kadar değişirken esmer veya turuncu tonlarından geçer. Bunlar da maun ve kumral yansımalar elde edilmesine neden olur.
Birçok doğal boya kına kullanılarak yapılır. Ancak, bu bitki fazla bir renk seçeneği sunmaz; bu nedenle bazı üreticiler kına ile çivit gibi farklı karışımlar yoluna gider.
Doğal boyalar saç telinin içine nüfuz etmez, beyaz saçı tam olarak kapatamaz. Ancak saça bir ışıltı ve dolgunluk kazandırır. Dolayısıyla saça bakım yapmaları nedeniyle avantajlıdır. Eğer saçınızı boyamak değil de sadece kuvvetlendirmek istiyorsanız nötr kına uygulayın: boya maddelerinden arınmış kına saçınızı boyamaz.
Doğal boyaların özelliği, sentez ile elde edilmiş boyalarınkine oranla çok daha ufak olan molekülleridir. Bu özellik onların saç telinin tümüne ve özellikle saç telini oluşturan kabuğa nüfuz etmelerini sağlar. Böylece direkt boyaların yaptığı gibi saç renginin geneliyle bütünleşirler.
Doğal boyalar şampuanlamayla yok olur. Düzenli olarak kullanılırsa yoğunlukları artar; çünkü saçta halen var olan boyanın üzerine tutunurlar. Böylece doğal boyalar, saçın genel bütünlüğünü bozmadan saç renginin sabit tutulabilmesi açısından yararlıdır.
Kimyasal boyalara oranla daha uzun bir bekleme süresiyle uygulanmalıdırlar. Bu süre genellikle bir saat olmasına rağmen, her şey saçınızın doğal rengi ve kalitesine bağlı olarak dikkatle uygulanmalıdır. Örneğin açık renk saçta “havuç turuncusu” gibi bir sonuç istenmiyorsa, uygulama süresi kısa tutulmalıdır.
Doğal boyayla boyanmış bir saça kimyasal boya uygulandığında, kutuda belirtilen süreden daha uzun bir uygulama süresine ihtiyaç vardır. Kimyasal bazlı boyanın kuvvetlenen saça nüfuz etmesi ve bunu aşması daha uzun süre tutar. Beklenen neticeyi almak bazen birkaç denemeyle mümkün olur.
Kaynak: www.vekozmetik.com
Balık sağlıktır…
[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]
Balığın faydaları saymakla bitmez. Hamileler, çocuklar, yetişkinler ve yaşlılar için pek çok sayıda yararı vardır balığın. Ama ülkemizde yeterince balık tüketmiyoruz ne yazık ki.
Dünya ortalamasının yarısına, Avrupa ortalamasının ise üçte birine ancak ulaşıyor kişi başına tükettiğimiz balık miktarı. Üstelik de yediğimiz balığı genellikle gerekli sağlık koşullarını sağlayamayan satış noktalarından alıyor ve sağlıksız koşullarda saklıyoruz. Oysa ki balık da tıpkı diğer et ürünleri gibi yüksek hijyen seviyesine sahip bir ortamda satışa sunulmalı ve saklanmalı.
Her mevsim her balığı bulmak mümkün olmaz gerçi ama, yine de balık yemekten geri kalmamak gerek. Balık meraklıları hangi balığın hangi dönemde bulunabileceğini, en lezzetli döneminin hangi aylar olduğunu yakından bilirler. Örneğin, ağustos ayı sardalye ve kılıçbalığının en lezzetli zamanıdır ama kefal için hiç de vakti değildir. Kolyozun tavası ise ağustosun gözdelerindendir. Keyifli ve sohbet dolu masaların vazgeçilmez lezzeti olan balık, kimi zaman ekmeğin arasına girer, kimi zaman ızgara olur, kimi zamansa tava. Ama ne şekilde hazırlanırsa hazırlansın, sağlıklı bir yaşamın vazgeçilmez temel taşları arasında yer alır. Ancak ülkemizde ne yazık ki yeterli oranda balık tüketilmiyor.
Ülkemizde yılda kişi başına düşen balık tüketimi yalnızca 8 kilogram. Bir diğer ifadeyle, 16 kilogram olan dünya ortalamasının yarısı. Avrupa ortalaması ise bizim tam üç katımız, yani 24 kilogram. Bu rakam Japonya’da 88 kilograma kadar çıkıyor; kısacası bizim 11 katımıza ulaşıyor. Ülkemiz insanının protein ihtiyacının giderilmesinde balık sadece yüzde 3’lük bir paya sahip. Kalp hastalıklarından depresyona kadar pek çok hastalığın önüne geçilmesinde büyük rol oynadığı bilinen balık, ülkemizde neredeyse en az rağbet gören besin grubu. Oysaki uzmanlar, sağlıklı bir beslenme için haftada en az 2 kez balık yenilmesini tavsiye ediyor.
Balık aynı zamanda da çok nazik bir gıda. Uygun ortamda saklanmazsa hızlıca bozulabiliyor. Ama ne yazık ki ülkemizde balığın satılma ve saklanma koşullarına genelde pek dikkat edilmiyor. “Markalı balık” konseptini ülkemize getirmeye hazırlanan Aquarium Balık Market Kurucusu Adnan Bulak, ülkemiz insanının genellikle balık için uygun saklama ve satış koşullarına sahip olmayan satıcılardan alışveriş yaptığına dikkat çekiyor: “Balık her ne kadar buza yatırılmış ya da sürekli ıslatılmış olsa bile, hızlı bir bozulma sürecine girebiliyor. Bunun önüne geçmek için, satış noktasına gelene dek ve tezgahtayken her aşamada kontrol altında olması son derece önemli. Uygun ortamda saklanmayan ve hijyenik koşulların sağlanması mümkün olmayan satış noktalarından alınan balığın sağlıklı olması garanti edilemez. Aquarium Balık Marketi olarak Türkiye’yi sağlıklı, taze ve ‘markalı balık’la tanıştıracağız. Tüm hazırlıklarımızı tamamladık. Balık meraklıları sürprizlerimize hazırlıklı olsunlar.”
Dünyanın meyveleri tek sepette
Bugüne kadar belki adını da tadını da bilmediğiniz olağanüstü tropikal lezzetler için artık bir telefon yeterli!
İdeal Tarım, meyve konusunda önemli bir ilke imza atarak, pek çok farklı ülkeden getirdiği meyveleri Verita markası ile bir sepette topladı. Bu sayede, Dünyanın değişik tropikal bölgelerinde yetişen birbirinden lezzetli, vitamin, sağlık ve enerji deposu olan egzotik meyveler mevsimine göre en taze, en çabuk ve en ekonomik biçimde Türkiye’ye tek sepette sunuluyor.
Tropikal iklimin egzotik havasını hissettiren bu uygulama pek çok kişinin ilgisini çekti. Klasik hediyelerin yerine gönderilen bu farklı meyvelerle dolu şık sepetlerle ilk kez karşılaşanlar hem çok şaşırıyorlar hem de çok seviniyorlar.
Canınız kış ortasında üzüm, erik ya da nektar mı çekti? Yoksa Uzak Doğuda geçirdiğiniz balayında yediğiniz ve adını zar zor öğrendiğiniz rambutan, mangosten ya da karambola mı?
Yemekten sonra sindirim sisteminizi rahatlatacak enfes bir dilim papaya, ananas ya da kiviye ne dersiniz?
Taze zencefilden, kolayca hazırlayabileceğiniz sıcak ya da soğuk zencefil çayı metabolizmanızı hızlandırsın istemez misiniz?
Keyif çayınızın yanında nefis bir tropikal meyveli kek almaz mısınız?
Çikolata fondüde ananas, mango, papaya, kivi ve özellikle güvey feneri. Mutlaka denemelisiniz.
Konuklarınız için unutulamaz bir davet mi organize etmek istiyorsunuz? Yoksa katılacağınız bir davete renk katmak mı?
Sevgililer günü, anneler günü ya da babalar günü gibi özel günlerde sevdiklerinizle tropikal iklimin egzotik havasında birlikte olmaya ne dersiniz?
Aş eren anne adaylarının kumkuat, liçi, çerimoya, granadilla, tamarillo ve mango gibi meyvelerle şımartılmayı hak ettiğini mi düşünüyorsunuz?
Bayram ziyaretlerine, hasta ziyaretlerine ya da bebek görmeye giderken ne götüreceğinize karar vermekte mi zorlanıyorsunuz?
Eğer siz de klasik hediyelerden sıkıldıysanız ve insanları şaşırtmak istiyorsanız, hem göze hem de damağa hitap eden sağlık dolu şık bir sepetle fark yaratmak artık sandığınızdan daha kolay. Adrese teslim bu sepetlere bir telefonla ulaşmanız mümkün.
Meyve sepetinde bulunan meyveler şunlardır:
Hindistan cevizi, ananas, karambola, curuba, papaya, avokado, kumkuat, liçi, lime, çerimoya, fejoya, kivano, güvey feneri, çarkıfelek, mango, rambutan, taze zencefil, pepino, granadilla, tamarillo, mangosten ve kivi.
Tropikal meyvelerin sağlığımıza katkıları
Kumkuat faydaları
C vitamini bakımından zengin olan Kumkuat, kabuğu ile beraber yenildiğinde gribal enfeksiyonları önlemede önemli rol oynamaktadır. A, B1, B2, B3 ve kalsiyum da ihtiva eden kumkuat, Sinir sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Dünyada kabuğu ile beraber yenilen tek narenciye çeşididir. Yağ parçalamaya yardımcı olur.
Çarkıfelek (Passion Fruit) faydaları
Çarkıfelek C, B1 ,B2, B5, kalsiyum, fosfor ve protein açısından zengin bir meyvedir. Ayrıca çarkıfelek bitkisi harmin, harmol, harman ve passiflora adı verilen alkaloitleri; flavon, glisosit ve sterol adlı diğer maddeleri içerir. Yıpranan saçlara canlılık verir ve dökülmeleri azaltır.
Granadilla faydaları
Granadilla, içerdiği Kalsiyum sayesinde kemik gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Bununla birlikte ayrıca cildi diri ve sağlıklı tutma gibi özellikleri de bulunmaktadır. C, B1, B2, B3, karoten ve kalsiyum açısından zengin bir meyvedir. Hücre yenilenmesi sağladığından tırnak, saç ve deriye iyi gelir.
Pitahaya (Dragon fruit) faydaları
İçerdiği besin ve mineraller itibariyle gözlerin görüş yetisini kuvvetlendirme ve yüksek tansiyonu önleme gibi bir takım özellikleri bulunmaktadır.
Ayrıca içerdiği kalsiyum sayesinde güçlü iskelet sistemi ve kemikler için yararlıdır. Elektrolize yardımcı olur ve vücudun nem dengesini kontrol altında tutar. Potasyum, kalsiyum, magnezyum, lif ve C vitamini ihtiva etmektedir.
Rambutan faydaları
İçerdiği demir minerali sayesinde vücutta hemoglobin oluşumuna yardımcı olur. Bol miktarda potasyum, protein, karbonhidrat, niacin, demir, kalsiyum, fosfor, C vitamini içerir. Kemik ve diş yapısını güçlendirir. Göz bozukluklarına iyi gelir.
Güvey feneri (physalıs) faydaları:
Physalis’in, içerdiği karoten sayesinde serbest radikalleri etkisiz hale getirerek yaşlanmayı geciktirici etkisi bulunmaktadır. Antioksidan olan meyve, sinir sistemini de güçlendirir. Cildi güneşin zararlı etkilerinden ve cilt kanserinden korumaya yardımcıdır. Ayrıca metabolizmayı hızlandırır, kan dolaşımını düzenler. Physalis; C, B1, B2, B3, karoten gibi bir takım vitamin ve mineraller açısından zengin bir meyvedir.
Karambola faydaları
Karambola, enlemesine kesildiği zaman yıldız şeklinde olan çok dekoratif ve C vitamini deposu bir meyve. İçinde A, B, C vitaminleri ve niasin, potasyum, fosfor mineralleri bulunan karambola; su kaybının fazla olduğu yaz aylarında içinde barındırdığı yüzde 90 su miktarıyla oldukça faydalı.
Liçi faydaları
Liçi içinde kalsiyum, demir, fosfor, karbonhidrat ve C vitamini ihtiva eder. Bu yönleri ile aslında metabolizmayı hızlandırıcı bir özelliğe de sahip olduğu söylenebilir. İhtiva ettiği besin ve mineraller itibariyle iskelet sisteminin ve kemiklerin gelişimine faydalı bir meyvedir. Dişlerin sağlıklı gelişimine yardımcı olur, hemoglobin oluşumunda etkilidir.
Ofiste neler yiyorsunuz?
Ofiste daha zinde, daha enerjik, daha yaratıcı ve daha az stresli olmak için bu besinleri tüketin…
Hayatınızın neredeyse yarıdan fazlasını geçirdiğiniz ofisinizde daha verimli, enerjik ve az stresli hale olmak aslında çok ufak ayrıntılarla mümkün. Gün içinde beslenmenize biraz daha dikkat ederseniz, farkı öncelikle vücudunuzda, sonra da sağlam kafa sağlam vücutta bulunduğuna göre, beyninizin en kuytu köşelerinde bile hissedebilirsiniz.
Ofis sizin için ne ifade ediyor? Ejderha bir patron, şeytansı ve cazibeli çikolatalı kekler, dağları da aşan iş… Evet, kimi zaman ofis kelimesinin bu tip tanımlamalara gönderme yapması çok olası. Ne kadar sevimli bir işiniz bile olsa, stres daima çok yakınızda olabilir. Yaşadığınız tüm bu olumsuz durumları ortadan kaldırmak için ofisin yeni kurallarına uymaya hemen başlayın…
Ne yersem tüm gün boyunca enerjik olurum?
Akdeniz yeşilliklerinin yanında balık ve birkaç litre su…
Vücuda en faydalı yağların kralı ilan edilen Omega3 bakımından zengin balık ve diğer birçok deniz ürünü, özellikle de somon hafıza üzerinde inanılmaz etkilere sahip. Yani beynin elektrik şalterini anında yukarı kaldırmak için balık yemek en iyi seçeneklerden biri. Karides ve ton balığı ise beynin hücrelere komutlarını hızlandıran ve enerji veren aminoasitler açısından en zengin besinler arasında yer alır. Tüm bunların yanında bolca su içmeyi de ihmal etmemeniz gerekiyor. Çünkü sebepsiz yere ortaya çıkan baş ağrısıyla, yorgunlukla ve düşük konsantrasyonla baş etmenin neredeyse en etkili yolu sudan geçiyor.
Ne yersem daha yaratıcı olurum?
Avokado ve mozzarella peyniri salatası, yanında ceviz…
Avokado, E ve B6 vitaminleri açısından en zengin besinlerden biri. Beynin ve vücudun daha seri hareket etmesine ve hızlı algılamaya yarayan bu vitaminlerin stresli ofis ortamında sinir sistemine katkısı çok büyük. Beynin hızlı hareket etmesinin bir diğer sonucu ise tahmin edebileceğiniz üzere daha kısa sürede daha çok fikir üretebilmek, konular ve fikirler arasında çabuk ve pratik ilişki kurabilmek. Protein açısından en zengin peynirlerden biri olan mozzarella ise sürekli uyanık kalmak için o ilk fırsatta sarıldığın kahveden çok daha iyi bir seçim. Tüm bunları yararlı yağ asitleri ve protein zengini bir avuç ceviz içi yiyerek desteklediğinizde ise tam olarak beyninizi beslemiş olacaksınız.
Ne yersem yoğun stresin altından başarıyla kalkarım?
Kabuklu patates ve fasulye…
Patates kilo yapar diye uzak duranlardansanız fikrinizi biraz değiştirecek bir önerimiz var. Kabuklarıyla birlikte fırınlanan o nefis patates dilimleri agresif ruh halinizi ve stresi yenmenizde birebir. Karbonhidrat açısından bulunmaz bir kaynak olan patates, enerjinizi istediğiniz seviyeye çıkarır ve mutluluk hormonu olarak da kabaca tanımlayabileceğimiz serotoninin salgılanmasını sağlar. Tabii çok aşırıya kaçmadan yemenizi öneriyoruz. Sonuç olarak da en stresli ortamda bile daima enerjik, uyanık ve üretici olmanızı sağlar. Çabuk sinirlenmemek ve panik olmamak da stres yaratan kaynağı daha iyi tanımanıza ve çözümlemenize yarar. Fasulyenin faydalarına gelirsek… Fasulye, enerjinin belli seviyede sabitlenmesine ve daha uzun süre iyi hissetmenize yardımcı olur.
Ne yersem ayaküstü çabucak öğle yemeğinin zararlarını aza indirebilirim?
Muzlu milkshake ve bir paket kabak çekirdeği içi…
Güne sıkı bir kahvaltıyla başlıyor bile olsanız, öğle yemeğini atlamak ya da geçiştirmek için bir özür sayılmaz bu. “Yoğunluktan zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum” ya da “öğle yemeğinin zararını akşam karşılarım, hem bir öğün bir öğündür daha az yemiş ve böylece formumu korumuş oluyorum” diyenlerdenseniz, gerçekle yüzleşme zamanınız gelmiş demektir.
Öncelikle atladığınız her öğün, bir sonraki öğünde daha fazla yemenize ya da arada gereksiz yere ufak ama çok kalorili yiyeceklere yönelmenize sebep olur.
Sonuç ise normalden daha fazla kalori depolamaktır. Sağlıklı ve olabildiğince çabuk bir öğlen atıştırması için en ideal besinlerden biri muzdur. Kan şekeri seviyenizi özellikle de sütle karıştırılıp koyu ve yoğun bir milkshake halinde hazırlandığında, kontrollü bir şekilde enerji seviyesine getiren muz, gün ortasında tam bir kurtarıcıdır. Bunun yanında örneğin çalışırken bile atıştırabileceğiniz kabak çekirdeği içi ise protein, çinko ve demir gibi önemli yapıtaşları ve mineraller içerdiğinden beynin zinde kalmasına ve dolayısıyla daha verimli olmaya yardımcı olur.
Öğle saatlerinde yemek yemeğe zamanınız yoksa, ayaküstü fast food ya da bol şekerli yiyeceklere yönelmektense, kan şekeri seviyenizi doğal yollardan ayarlayan karbonhidratlara ve proteinlere ağırlık vermelisiniz. Ancak dikkat etmeniz gereken şey, protein ve karbonhidratı birlikte ancak dengeli olarak tüketmek. Basit şekerleri ya da diğer bir deyişle basit karbonhidratları, çok yağlı protein ürünleri ile birlikte tükettiğinizde ardından yorgun ve uykulu hissetmeniz çok olası. Yani beyaz sandviç ekmeği içinde hazırlanan bol mayonezli bir sosisli sandviç yerine, muzlu milkshake gibi kompleks karbonhidratlara ve yararlı yağ asitleri içeren proteinlere öncelik vermelisiniz.
Obezite yaşamınızdan çalıyor!
Çağın hastalığı olarak nitelendirilen obezite, Türkiye’de özellikle kadınlar arasında giderek yayılıyor!
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Özgüç, tıpta kişilerin zayıf ya da kilolu olup olmadığının değerlendirmesinin “Beden Kitle İndeksi (BKİ)” ile yapıldığını, indeksin, vücut ağırlığının, boyun karesine bölünmesiyle bulunduğunu anımsattı.
Beden Kitle İndeksi 19’un altında olan kişilerin “zayıf”, 19-25 arasında olanların “normal”, 25-30 arasındakilerin “kilolu”, 30-35 arasında olanların “obez” olarak kabul edildiğini, 40’ın üzerindekilerin ise “ölümcül obez” sınıfında yer aldıklarını anlatan Özgüç, obezitenin, Türkiye’de giderek yaygınlaştığını, hastalığın görülme sıklığının kadınlarda yüzde 30, erkeklerde de yüzde 15 düzeyine kadar çıktığını ifade etti.
Türkiye’nin obezite konusunda İngiltere’yi geçerek ABD’ye yaklaştığını belirten Özgüç, “Ülkemiz, ne yazık ki artık obezitenin sorun olduğu 1. grup ülkeler arasında yerini aldı. Zenginleştikçe obez oluyoruz ama çağın bu hastalığına karşı mutlaka önlem almalıyız. Çünkü kalp hastalıkları, tansiyon ve bazı kanser türleri kiloya bağlı olarak gelişiyor ve kişinin yaşam kalitesini düşürdüğü gibi ömrü de 10-15 yıl kısaltıyor” dedi.
Obeziteyle mücadelenin en iyi yolunun, diyet yapmak, egzersiz ve yaşam tarzı değişikliği olduğunu dile getiren Özgüç, şunları söyledi:
“Beden Kitle İndeksi 35’in üzerinde olan kişilerde cerrahi zayıflatma işlemi yapılabiliyor. Birçok hastaya diyet ve egzersizle birlikte ilaç da verilebiliyor. Bu ilaçların bir kısmı iştahı azaltıyor, bir kısmı yağ emilimini bozuyor. Diyet, egzersiz ve ilaçlarla kilo vermek mümkün. Ne yazık ki aşırı kilosu olanlar, doğal yollardan normal kiloya dönme konusunda sabırlı olamıyor ve diyetler çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanıyor. Kilo verilse de diyet bittiğinde verilen kilolar geri alınıyor. Oysa uzun vadeye yayılmış bir diyet hepsinden sağlıklı ve kalıcı sonuç veriyor. Bunda başarıya ulaşamayanlar ise daha radikal bir yöntem olan cerrahi müdahaleye başvuruyor. Yüksek tansiyon, şeker, yüksek kolesterol düzeyi olan aşırı obez hastalarda cerrahi çok daha başarılı. Bu grup hastalar bize ilk başvurduğunda önce endokrin polikliniğine yönlendiriyoruz, ondan sonra bu hastaların ameliyata uygun olup olmadıklarına karar veriyoruz. Bu konuda hastanın kararı çok önemli. Onlara ameliyat hakkında bilgi veriyoruz.”
“Beyinlere takılamayan kelepçe”
“Mide by-pass” denilen mide küçültme ameliyatlarının, en son başvurulan yöntemlerden olduğunu anlatan Özgüç, hem mideyi küçülttüklerini hem de gıdaların emilimini bozduklarını söyledi. Özgüç, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu yöntemde geri dönüş şansı düşük, hasta ömür boyu bu şekilde yaşamak zorunda kalıyor. Ancak son zamanlarda geri dönüşü mümkün, daha basit olan kelepçe yöntemi büyük ilgi görüyor. Yeme konusunda beyinlere takılamayan kelepçeyi mideye takmak zorunda kalıyoruz. Mideye bir bant takıyoruz ve mide girişini daraltıyoruz. Hasta çok küçük bir mideyle yaşıyor. Hasta yediklerini daha uzun sürede ve ağır ağır yemek zorunda kalıyor. Hastanın kilo vermesi yavaşlayınca, deri altına yerleştirdiğimiz bir rezervuar aracılığıyla mide bandını sıkıyor, herhangi bir sorun olduğunda gevşetiyoruz. Bandı laparoskopik yöntemle yerleştirdiğimiz için hasta da fazla sıkıntı çekmiyor. Bant hastada yaşam boyu kalabilir ya da bir sorun olduğunda çıkartılabilir. Bu yöntemle 6 ayda 40 kilo veren hastalarımız var.”
Prof. Dr. Özgüç, obezite tehlikesinin farkında olan sosyal güvenlik kuruluşlarının da bu hastalığı önlemek için çözüm yolları ürettiklerini, mideye kelepçe takılması operasyonlarının ücretlerinin önemli bir bölümünün bu kuruluşlarca karşılandığını sözlerine ekledi.
Hüzün mevsimine yaklaşırken…
Kendimize en az özen gösterdiğimiz mevsimlerden biridir sonbahar…
İçimize çöken yorgunluk, sarı yaprakların oluşturduğu eşsiz görüntüye rağmen yaşadığımız isteksizlik ve halsizlik sonbaharın üzerimizdeki en belirgin belirtileri olur. Bağışıklık sistemimizin alarm vermeye başlaması da soğuk algınlıklarının ve erken nezlenin habercisi olabilir. Bu mevsimde de beslenmemize özen göstermek ve sağlıklı beslenmeye devam etmek kurtarıcımız olacaktır.
Sonbahar kilo almaya da elveriş kazandığımız bir mevsimdir. Üzerimizdeki halsizlik ve isteksizlik aşırı yeme atakları ile son bulur. İçimizden hareket etmek bile gelmiyorsa kışa yeni kilolarla merhaba demek işten bile değildir. Paltoların altına fazla kiloları saklamamak için sonbahar boyunca yediklerimize dikkat etmemiz gerekir. Öğün atlamadan az ve sık beslenmeye sonbaharda da dikkat etmeli ve yağlı şekerli besinler yerine, uzun süre tok tutma özelliğine sahip posalı besinler olan tam tahıl ürünlerine, sebze ve meyvelere yönelmeliyiz. İçinizdeki hareket etmeme isteğini zorlayarak yapmaya başlayacağınız yarım saatlik yürüyüşler 2–3 gün içerisinde alışkanlık halini alarak, hem mutluluğunuzu perçinler hem de kilo kontrolünde başarılı olmanızı sağlar.
Sonbahar hüznünü yenmek için mutluluk verici besinlere beslenme planınızda sağlıklı miktarlarda yer vermelisiniz. Magnezyum ve potasyumdan zengin muz, C vitamini deposu taze sıkılmış portakal suyu ve omega-3 zengini ceviz ara öğünlerinizde stresi yenmenize yardımcı olacaktır. Vücutta endorfin salgısı başlatan acı kırmızıbiber ve sinir sistemine içerdiği B vitaminleri ile iyi gelen tam tahıl ürünleri ise ana öğünlerinizi süsleyerek sonbaharda yaşadığınız psikolojik karmaşayı geride bırakmanızı sağlar.
Yaz mevsiminde kazandığımız ve sonbaharda yeniden kaybettiğimiz güzel bir alışkanlık da su içmektir. Soğuyan havalarla birlikte su tüketimimiz gün geçtikçe kendini içimizi ısıtan çay ve kahve gibi içeceklere bırakır. Fakat suyun yerini hiçbir içecek tutamaz. Bu nedenle günde 8–15 su bardağı su içme alışkanlığımızı mevsimlerin etkilerine maruz bırakmadan devam ettirmek gerekir. Günde 300 mg’dan daha fazla miktarda alınan kafein, vücuttan su atımını arttıracağından ötürü kafeinli içecekleri günde 4 kupayı aşmayacak miktarda tüketmeye özen göstermelisiniz.
Soğuk algınlığının kol gezdiği sonbahar mevsiminde üzerimize kalın bir şeyler giymek kadar önemli olan bir konuda, bağışıklık sistemimizi beslenme ile güçlendirmektir. Yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenen bir kişinin soğuk algınlığı veya nezleye yakalanma riskinin daha düşük olduğu bilimsel çalışmalarca da gösterilmiştir. Bağışıklık sistemimize güç kazandırmak için yapmamız gereken, vitamin ve mineral ihtiyacımızı doğal besinlerden karşılamaya çalışmak olacaktır. Hastalık yapıcı yabancı etmenlere karşı güç kazanmak için, öğünlerde dört ana besin grubu olan etlere, süt ürünlerine, tahıl ürünlerine ve sebze-meyvelere yer vermek gerekir. Bu şekilde beslenen kişinin sonbahar yorgunluğunu üzerinden atması ve hastalıklardan korunması kolay olur.
Mevsimsel değişikliklere bağlı olarak yaşanan stres, tatlı krizlerine yol açabilir. Tatlı krizlerinden korunmanın en kesin yolu kan şekerini dengede tutacak şekilde beslenmektir. Günde 3 ana 3 ara öğün şeklinde düzenlenen bir beslenme programı ve gün içerisinde 4 saatten uzun aç kalmamaya özen gösterilmesi kan şekerinin ani düşüşlerine engel olarak tatlıların çekiciliğini belirli derecede azaltır. İkinci dikkat edilmesi gereken ise karbonhidrat döngüsünden uzak durmaktır. Tatlı krizlerine yenilerek tükettiğiniz tatlıların yeni tatlı krizlerine yol açacağını unutmamanız gerekir. Sofralarda salata, sebze yemekleri, meyveler ve tam tahıl ürünlerinin yer alması da beslenme tarzının posadan zengin olmasını sağlayarak mevsimsel değişikliğe bağlı oluşabilen kabızlık sorununun ve açlık hissinin engellenmesinde etkili rol oynayacaktır.
Sağlıklı ve mutlu bir sonbahar geçirmeniz dileği ile…
Dyt. Nil Şahin Gürhan
Ramazan kilolarla mı geliyor?
Ramazan ayı yaklaştı, dolayısıyla kadınlar için kilo alma korkusu da başladı.
Ramazan ayında yaptığımız en büyük yanlış, bütün gün aç kaldığımız için iftar saatinde tıka basa yemek oluyor. Tabi bu durumda hem mide sorunları yaşıyoruz hem de kilo alıyoruz. Bunun önüne geçmek için yapmamız gereken şey, iftarda hızlı yemek yememek ve hafif yemekler yemek. Mesela balık yemeklerini tercih edebilirsiniz. İşte size hafif ve lezzetli iftar yemekleri.
Balık çorbası
Malzemeler (4 kişilik): 400 gr balık filetosu, 20 gr tereyağı, 1 adet arpacık soğan, 2 diş sarımsak, 1 çorba kaşığı kırmızı biber, 500 ml sıcak su, 1 adet kabak, 1 adet havuç, 100 ml çiğ krema, 50 gr ançuez krem, tuz, karabiber, limon suyu.
Hazırlanışı: Arpacık soğanını küp şeklinde doğrayın. Sarımsakları temizleyip, kıyın. Havuç ve kabağı ince ince dilimleyin. Balık filetolarını küçük parçalar halinde kesin. Tereyağını tencerede eritip, arpacık soğanını, zar şeklinde doğranmış biberi ve ince kıyılmış sarımsakları kavurun. Sıcak suyu tencereye dökün, bir taşım kaynatıp, sebzelere (kabak, havuç) ekleyin. 4-5 dakika pişirdikten sonra sebzeleri kepçeyle tencereden alın. Çiğ krema ve ançuez kremini balık suyuna ilave ettikten sonra mikser yardımıyla köpürtün. Balık parçalarını çorbaya ilave edin ve hafif ateşte yaklaşık 10 dakika pişirin. Sebzeleri tekrar çorbaya kattıktan sonra tüm malzemeyi tuz, karabiber ve limon suyu ile tatlandırın. 10 dakika daha pişirip, sıcak servise sunun.
1 Porsiyon: 515 kalori, 40 gr yağ
Hazırlama süresi: 25 dakika
Deniz ürünleri spagettisi
Malzemeler (4 kişilik) : 200 gr yassı spagetti, 200 gr dilimlenmiş ahtapot, 200 gr temizlenmiş karides, 2 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 küçük zencefil, 1 tatlı kaşığı dijon hardalı, 1 yemek kaşığı yeşil limon suyu, yarım tatlı kaşığı şeker, 1 adet domates, 1 diş sarımsak, dörtte bir demet roka, 2 yemek kaşığı siyah zeytin (dilimlenmiş), tuz, karabiber, 1 adet kırmızı biber, 1 tatlı kaşığı balsamik sirkesi, servis için frenk soğanı.
Hazırlanışı: Deniz ürünlerini soğuk suyla yıkadıktan sonra kevgirde bekletin. Spagettiyi tuzlu kaynar suyun içinde haşlayıp, süzgeçten geçirin. 1 yemek kaşığı zeytinyağını spagettinin üzerine döküp, harmanlayın. Çekirdeklerini çıkarıp, zar şeklinde doğradığınız domates, kırmızıbiber ve kabuğunu soyduğunuz sarımsağı ince ince kıyın. Rokayı sudan geçirdikten sonra iri iri doğrayın. Deniz ürünlerini, kalan 1 yemek kaşığı zeytinyağı ile geniş bir tavada 4-6 dakika çevirin. Domates ve siyah zeytinleri ilave edip, deniz ürünleri pişinceye dek kavurun. Ardından ocaktan alın ve tüm malzemeyi tuz ile karabiberle baharatlandırdıktan sonra soğumaya bırakın. Spagetti ile rokayı harmanlayın, balsamik sirkesiyle tatlandırıp, derin bir tabağa alın. Deniz ürünleri ve kokteyl sosunu karıştırın. İsterseniz frenk soğanı ile servis edebilirsiniz.
Kokteyl sosu için: Kabuklarını soyduğunuz zencefili kıyın. Hardal, limon suyu ve şekeri derin bir kapta karıştırdıktan sonra, üzerine tuz serpiştirin.
1 porsiyon: 390 kalori, 14 gr yağ
Hazırlama süresi: 25 dakika
Az yağlı beslenin…
Düşük yağlı beslenme, kadınları yumurtalık kanserinden koruyabilir…
ABD’deki araştırmacılar, menopoza girmiş 49 bin kadın üzerinde 8 yıl boyunca yapılan araştırmada, katılımcıların yüzde 40′ından beslenmelerinde yağı neredeyse yarı yarıya azaltmalarını istedi.
Araştırma başladığında yaş ortalaması 62 olan kadınlardan, sebze, meyve ve tahıl ürünleri tüketimini artırmaları istendi. Diğerleri ise normal beslenmelerine devam etti.
Araştırmanın ilk dört yılında yumurtalık kanseri bakımından iki grup kadın arasında fark görülmedi. Ancak sonraki yıllarda, düşük yağlı beslenen kadınlarda kanser riskinin diğerlerine göre yüzde 40 daha az olduğu saptandı.
Araştırma öncesinde yağ tüketimi en fazla olan kadınların, riskin en çok düştüğü kadınlar olduğu da tespit edildi.
Fred Hutchison Kanser Araştırma Merkezi’nden Ross Prentice başkanlığında yapılan araştırma, Journal of the National Cancer Institute dergisinde yayımlandı.
Daha önce yapılan araştırmalarda da diğer kanser türleriyle beslenme alışkanlıkları arasındaki bağlantı olabileceği tespit edilmişti.
Yumurtalık kanserinin semptomları belirsiz ve diğer hastalıklarla karıştırıldığı için, bu kanser türü genelde ilk aşamalarında tespit edilemiyor.
Akşam yemeğiniz hafif mi?
İşte size lezzetli sofralarda 100 kalori kara geçmenizi sağlayacak öneriler…
Günün belki de en güzel öğünü hepimiz için. Yoğun geçen bir iş gününün ardından veya yapmanız gereken birçok işi tamamlamanın verdiği keyifle sofralarınızı kimi zaman biraz fazla çeşitlendiriyor olabilirsiniz. Burada önemli olan hazırladığınız tüm bu yiyeceklerde porsiyon kontrolünü elden bırakmamaktır. Akşam yemeğinde 100 kalori kara geçmek için bu önerileri uygulayın:
1. Yemek yeme hızınızı yavaşlatın. Bunun için salata ve yoğurtla öğüne başlamak iyi bir alternatif olabilir.
2. Çeşitliliği zengin bir sofrada mevsim sebzelerini buharda pişmiş olarak büyük kaselerde servis edebilirsiniz.
3. Öğününüzde ekmek yerine geçen yiyeceklerden çorba ve pilavı aynı anda kullanacağınız zaman (2 dilim ekmek = 1 kase çorba + 2 kaşık pilav) salatanıza yağ ilavesi yapmayın.
4. Ekmek değişimi olan makarna, börek gibi yiyecek gruplarını mutlaka bir ana yemek (etli sebze yemeği, ızgara veya fırında pişmiş et) ile servis edin. Bu çekici karbonhidrat grubunda aşırıya kaçma riskini ortadan kaldırmış olursunuz.
5. Mesai nedeni ile akşam yemeğinizi atlamak zorunda kaldığınız durumlarda tavuk, ton balığı veya peynir içeren bir sandviç ve 1 bardak ayran önemli oranda kalori alımınızı destekleyecektir. Böylece eve gittiğinizde ana yemeğiniz dışında artan minik 100 kalori kaçamaklarını (ceviz, fındık, kepekli bisküvi, çikolata gibi) engellemiş olacaksınız.










